Stranded Deep (test)

Issız bir adaya düşerseniz yanınıza alacağınız üç şey nedir?
Klişe bir soru değil mi? Ben söyleyeyim, bir adet çakmak, dolu bir su şişesi ve sağlam bir bıçak. Bir süre sizi hayatta tutacak şeyler bunlar.
Stranded Deep; Steam’de erken erişimde olan, alpha sürecini yaşayan, “fps” görüşlü, hayatta kalma oyunlarından biri. Potansiyeli çok yüksek, ilgi çekici bir oyun. Tabi şu aralar hayatta kalma oyunları furyası durmadı, bir çok bu tarzda oyun geliyor. Çoğunuz belki “azalarak bitse” demeye başlamış olabilirsiniz. Ancak bu oyun bize bu furyanın bir süre daha devam edebileceğini gösteriyor.

Oyun 23 Şubat’ta Steam’de erken erişime çıktı. O günden bu zamana kadar kendi oyuncu kitlesini oluşturmayı da başardı. Twitch’te veya Youtube’da bir çok oyun içi video bulmak mümkün. “Bakın nasıl hayatta kalıyorum” tarzı “live stream”ler bolca mevcut. Hatta oyun bir ara Steam’in en çok satanlar listesinde ilk 10’da bile yer aldı. Gayet başarılı.

MAYDAY MAYDAY!!!
Gelelim oyunun hikayesine; zengin bir adam, ıssız takım adalara düşerse ne olur? Soru bu. Oyunun “tutorial” kısmı, karakterimize ait olan uçakta geçiyor. İçkimizi yudumluyoruz, bitiyor kendimize bir kokteyl daha hazırlıyoruz. Bu kısım bize oyun içinde nasıl üretim yapabileceğimizi gösteriyor. Kokteylimizi içip yerimize oturuyoruz ve sonra tabi uçağa bir anda bir şey oluyor (gerçekten ne oluyor anlayamadım. Sanırım kapı patlıyor) ve kendimizi suda buluyoruz. Pilotlara da yazık oldu gerçekten. Bizim gibi zengin bir adam yüzünden… Bari onlar da kurtulsaydı. Başka adada buluşsaydık. Başladığımızda yukarda bahsettiğim üçlü hayatta kalma malzemelerimiz var. Çakmak, su dolu bir pet şişe ve bıçak.

Oyunda arayüz çok sade, canınızı, açlığınızı ve susuzluğunuzu arayüzde direkt olarak göremiyorsunuz. 90’lardaki dijital saatlere benzer kol saatiniz size bu bilgileri gösteriyor. Hindistan cevizi, yengeç ve hatta avlayacak malzemeniz olunca köpek balığı bile yemeniz mümkün.

03

Bu oyunu diğerlerinden ayıran başlıca özellik, adaların minnacık olması. Fazla ağaç yok çoğu adada. Bu sepeble fazla malzeme de yok. İlk vardığınız adayı kullanarak kendinize sal yapmanız, odun-taş ve bitkilerden üreteceğiniz iplerle balta-çekic-mızrak gibi silah ve alet edevat üretmeniz şart. “Crafting” kısmı gayet basit tutulmuş. Kafa karıştıran zorlukta bir durum görmedim. Cebinizin çok büyük olmadığını unutmamanız gerekli. Koskoca odunları cebinize alabiliyorsunuz ama 3-5 tane… fazlası gerektiğinde kendinize bir yer belirleyip, orada biriktirmeniz gerekiyor.

Sonra başlayın üretime
Biraz daha detaylı bakmak gerekirse, adaya düştüğünüzde yanınızda olan bıçakla küçük otları keserek ip yapmanız gerekiyor. İpleri topladıktan sonra yerden taş ve sopa bulup; hepsini bir yere topluyorsunuz. Üretim için ayrı bir pencere yok. Yanyana getirdiğiniz malzemelere, (oyun size gösterecek uçakta) tıklayarak mini bir üretim penceresi açıp, oradan elinizdeki malzemeler ile ne yapabiliyorsanız onları yapmaya başlıyorsunuz. Daha sonra yeterince sopa ve taş ile balta yapmanız çok büyük önem taşıyor ki, daha sonra ağaçları kesebilesiniz. Ağaç keserken Forest’tan farklı olarak ağaç düştüğü gibi “stick” haline geçmiyor. Önce devrilen ağacı da odun halinden, sopa haline geçirmeniz lazım. (My name is Oliver Queen. After 5 years on a hellish island – Tamam Arrow değiliz ama neden olmayalım? Biz de zenginiz. Biz de adaya düştük. Gerçi ok üretemedim ama olsun.) Tabi sonrasında ihtiyacınıza göre yeni aletler veya köpekbalıklarına karşı korunabilmek için silahlar yapmanız gerekecek.

Bir de etrafta batmış gemiler, karaya vurmuş tekneler mevcut. Onlardan toplayacağınız, artık şansınıza ne çıkarsa, malzemeler de hayati öneme sahip. Motordan tutun, mutfak tüpüne kadar bir çok eşya mevcut bu batıklarda. Bu, üretim penceresi olmaması durumu benim çok hoşuma gitti. Gerçekçilik konusunda güzel bir olay. O kadar taşı, odunu koyacak yerim yok doğal olarak.
Adaya kurulmaya çalışmamak gerekiyor (oyunun başları için geçerli) ancak tabi ki kendinizi kötü hava şartlarından korumak için bir küçük kulübe yapmanız da fayda var. Oyun içeriği, adalar, hava şartları tamamen rastgele yaratıldığı için, benim bir oyunumda hiç yağmur çamur yok iken, başka bir zaman muson yağmurlarına da yakalanmışlığım var. Böyle durumlarda, hemen bir kulübe inşa edip, önüne de bir kamp ateşi yaktınız mıydı, oh keyif. Valla sessiz saki, insanlardan uzak. Dalgalar sahile vuruyor, akşam denize mehtap düşüyor. Vallahi bir rakınız-biranız eksik (belki üretiriz ilerde). Köpekbalıkları sizi yemek için adanın etrafını tavaf ediyor. Dediğim gibi, duruma göre malzeme üretimi önemli. Sonuçta bu bir hayatta kalma oyunu ve ne kadar uzun süre hayatta kalabileceğiniz, elinizdeki malzemelerle bir hayli alakalı.

04

Oyunda eğer uzun süre hayatta kalabilirseniz, batıklardan topladıklarınızla ve kendi ürettiğini eşyalar ile çok acayip şeyler yapabiliyorsunuz. Yaptığınız tahtadan sala, motor takıp adalar arası seyahat sürenizi daha konforlu ve kısa sürede gerçekleştirebilirsiniz. Hatta adalar dışında petrol kuyusu (ne deniyordu bu deniz ortasındaki büyük olanlara?) bulup, oradan çılgın gibi malzeme toplayabilirsiniz. Yeterki biraz yaratıcı olun, sabırlı davranın ve köpekbalıklarına dikkat edin.
Büyük dert: Akşama ne yesek?

Gelelim yemek olayına. Yemekleri yiyebilmek için pişirmek gerekiyor. Ancak ne kadar süre pişirmeniz lazım hala muallak. Kol saatimde bir kronometre olsa, fırın alarmı falan… Kamp ateşinde, har ateşte pişirdiğiniz yengeçleri, hindistancevizi suyu ile marine edip, çevreden topladığımız mis kokulu otlarla sunabilirsiniz. Kesinlikle zenginlerin ağzına layık bir menü. Mesela geçen gün yakaladığım, mis gibi yengeci; yaktığım kamp ateşine doğru tuttum. Tabi bunu yapmanız için yengeçi bir çubuğa saplamanız lazım. Yoksa nasıl tutacaksınız ateşe doğru? Neyse, başladım pişirmeye. Kokusu da güzeldi… Biraz çıtırdama duymak, bir süre beklemek gerekiyor; sonrasında bakıyorum ve hala “crab” – “cooked crab” e dönüşmemiş. E daha ne kadar pişirmem lazım?

Bilemiyorum. Sanırım düdüklü tencere üretmem lazım ki, hızlı pişsin
Pişirmeden yemek veya az pişmiş yemekleri yemek, sizi hasta ediyor veya kusmanıza sebep olabiliyor. Bunları unutmayın. Bu bahsettiğim leziz yengeç tam pişmemişti yediğimde ancak bir sorun çıkartmadı bana. Fakat daha sonra başka bir yengeç yüzünden, aynı tarif ile pişirmeme rağmen (tam pişmedi. Anlamadım zaten neden pişmediğini) hastalandım. Ve başka zaman da yakaladığım balıklar iyi pişmediği için sanırım kusmama sebep oldu. E tabi bunlar dert…

01

Kocaman yengeç yemiş olmanıza rağmen iki saat sonra yeniden acıkmanız olası. Halbuki gayet vitamini bol, doğal beslenmiş, organik yengeç… Yanında da hindistancevizi suyu. Yeşil hindistancevizini alıp yemek sıkıntı. Nasıl yiyeceksin ki dünyanın en sert meyvesini? Çekici vurun kırın, pişirmeyi deneyin. Bir çok şey deneyebilirsiniz. Ben kırdım ve içtim. Gayet lezzetli, gayet sağlıklı. En azından yengeç yüzünden hastalandığım gibi, Hindistan cevizinden hastalanmadım hiç. Tabi sadece yengeç ve Hindistan cevizi değil menümüz. Bazı adalarda patates var. Ben o patateslerin kızarabilme ihtimalini sevdim. Patatesleri ateşe tutup, kumpir gibi pişirip yiyebiliyoruz. Ama ekebiliyor muyuz bilemiyorum. En azından böyle bir özellik varsa bile ben bulamadım henüz.

Yemek kısmı gelişmeye çok açık. Tropik adalarda büyüyen her meyve eklenebileceği gibi, vahşi hayata dair canlılar da gelebilir. Kuşlar, balıklar, börtü böcek. Pek iştah açıcı olmasa da yılan bile yenebilir. Sonuçta hayatta kalmaya çalışıyoruz burada. Denizden babam çıksa yerim vallahi… İşte bu yüzden böyle oyunların sırf bu yüzden modlara açık olması gerektiğini düşünüyorum. Gerçi o zaman da bir adaya McDonald’s kurmaya kalkışabiliriz. Oyunun geliştirici ekibi gayet güzel çalışıyor şu ana kadar. Gelen yamalarda eklenen yenilikler falan gayet güzel. Potansiyeli çok yüksek oyunun. Oyunda açlık daha hızlı ve daha sık oluşan bir sorun. Susuzluk seviyesi, açlığa göre daha yavaş azalıyor. Bu yüzden yemek yapmayı öğrenmek, en azından bir yumurta kırmayı bilmek şart.

1384814357Stranded20Deep_IslandHD

LEVEL ADADAN ADAYA NAKLİYAT
Oyundaki en büyük problem belki de bir adadan bir adaya geçmektir. En azından benim başıma çok dert açmışlığı var taşınmalarımın. Taşınmak zaten büyük derttir. Her zaman ve her yede sıkıntı olur. Nakliye firmaları ile bile kavga dövüş geçer gününüz. Ve olay ıssız adada, şişme bir can kurtarma botu veya kendi yaptığınız tahtadan bir sal ile olunca, çok daha fena. İlk oynayışımda, tamamen deneysel olarak can kurtaran botu ve onun içindeki kürek ile en yakın adaya gittikten sonra, “dur ya; şu ufuktaki ada da ne var acaba” diyerek sahilden uzaklaşmışlığım vardır. E tabi çok mantıklı bir hareket değildi. Çevremde dönen köpekbalıkları bir hayli korkunç. Bir adadan diğer bir adaya geçmeniz, bulunduğunuz adada ham madde kıtlığı başlayınca olmalı. Bir adayı önce bir güzel sömürün, tüketin; sonra diğer adalara göz dikin. Önce önünüzdeki yemek bitsin.
Başta da dediğim gibi, oyun rastgele yaratılmış, küçük küçük bir çok adadan oluşuyor. Bu adalar birbirine yakın değil. Gayet ufuk çizgisinde duruyorlar. Ayrıca bu adalardaki malzemeler, ağaçlar vs. oyunun başında değil, o adanın sınırlarına yaklaştığınızda yaratılıyor. Böylece oyun içindeki çeşitlilik de şansınıza da biraz bağlı olarak artıyor. Adalar arasındaki mesafe de büyük olduğundan, yola çıktığınız adayı bile kaybedebiliyorsunuz. Ben kayboldum bir kere, malzemelerim de o adada kaldı. Acaba Lost adasıymıydı orası bilemedim… Tabi bu biraz problem yaratıyor bence. Her malzemeyi yanınızda taşıyamıyorsunuz. Adada bıraktığınız şeyleri dönüp almak da sıkıntı yaratıyor. Kendinize bir merkez üssü belirlemenize de engel oluyor bu durum.
Yine de kendinizce çözümler üretebilirsiniz. Örneğin bir kağıt kalem alarak elinize, ilk geldiğiniz adayı merkez noktası olarak belirleyip, kendi haritanızı çıkartabilirsiniz. Bu konuda ben birkaç deneme yaptım ve başarılı sonuçlar aldım. Hatta çizim kabiliyetimi de geliştirerek, adaları nokta olarak çizmekten, adanın gerçekten haritasını çıkarmaya kadar ilerlediğimi söyleyebilirim. Tabi bir yerden sonra, veya çok şanslıysanız, batıklardan pusula bularak da bu işi kolaylaştırabiliyorsunuz.

Taşınma, adadan adaya geçmedeki bir diğer sıkıntı sal ile alakalı. Salın kontrolü bence zor. Çok beğendiğimi söyleyemem. Karakter salın üzerine kayıyor, suya düşerseniz köpekbalıkları hazırda bekliyor. Veya sal, tek taraflı kürek çekmenizden kaynaklı olarak olduğu yerde dönebiliyor. “Ben yüzerim arkadaş” da diyebilirsiniz elbette. Mızrak, bıçak vs. güvenerek; köpekbalığının ağzının orta yerine vurdum mu gider diyorsanız, deneyin. Ben cesaret edemedim. Üstelik salım varken neden yüzeyim. Hayatta kalma oyununu ölmek için mi oynuyoruz yoksa?
Ölüm demişken; çoğu ölümüm karakter ve dünyanın birbirine tam anlamı ile bağlı olmamasından kaynaklı şeylerden oldu. Örneğin ağaca kayarak tırmanırken birden yere düşebiliyorsunuz. Veya sal ile giderken suya düşüp (kürek çekerken sal durdu, karakter devam etti) köpekbalığı maması olabiliyorsunuz. Veya daha da şanssız olup, ada içinde koşarken bir bug’a yakalanıp, düşmüş gibi davranan karakteriniz yüzünden ölebilirsiniz. Tabi bunlar genel olarak alfa sürecinde olan bir oyunun hataları aslında. Ancak, erken erişime açılan oyunlarda hataların hızlı temizlenmesi veya daha az hata ile çıkması gerektiğini düşünen biri olarak, bu hataların can sıkması demek, oyunun ilerde satışlarının düşmesi demek olduğunu biliyorum. Bu konuda en büyük derdi DayZ yaşamıştı. Hatta Steam’e erken erişim oyunları hakkında baskı bile yapılmasına neden oluyordu bu hatalar.

stranded-deep-speed-art-1080p

Herkes oynasın diye var
Oyunun genel olarak içeriği böyle diyebiliriz. Kötü denilebilecek tarafları çok yok. İlgi çekici, bol okyanuslu, açık dünya takım adalar birliğinde hayatta kalmaya çalışmak güzel. Alfa süreci sıkıntılarının dışında, oyunun amaçsızlaşma sorunu da, bence neredeyse her hayatta kalma oyununda yaşandığı kadar mevcut. Bir yerden sonra “ee şimdi?” diyebiliyorsunuz. Oyuna multiplayer seçeneği gelirse, başka adalara arkadaşlarınız düşerse, oyunun eğlencesinin kat be kat artacağı da kesin.
Son olarak oyunun teknik kısmına değineyim. Minimum sistem isteği bir hayli minimum. Oyun içi görüntüler gayet başarılı ve çok eski bilgisayarlar da rahatça çalıştırabiliyor Stranded Deep’i.

Optimizasyonu kesinlike başarılı buldum. Tamam, belki çok fazla grafik ayarı seçeneği koymamışlar. Bir GTA V ‘teki kadar çok seçenecek yok elbette ama, en düşük görüntü kalitesi bile o kadar da düşük bir kalite değil. Böyle bir oyundan beklenmeyecek kadar sağlam ve kaliteli görüntülere sahip. Hatta ilk bakışta FarCry 3’ü anımsatacaktır herkese. Deniz, adalardaki yeşillikler gibi öğeler ve tabi oyunun fps olması bu benzerliği yaratıyor. Ayrıca FarCry 3’te de çevreye bakmak keyif veriyordu, bunda da sahile çömelip (şimdilik oturmak yok sadece çömeliyoruz) yeni toplamış olduğun Hindistancevizini içerken bu manzaranın tadını çıkartmak da gayet güzel. Gün batımı, güneşin doğuşu gibi görüntüler, gerçekten beklentilerin üzerinde güzel duruyor. Tabi oyunu tam güç oynarsanız çok daha etkili görüntülere ulaşıyorsunuz. Gün batımının keyfi o zaman çıkıyor diyebilirim. O parlamalar, dalgaların yarattığı köpük, anlayamazsınız…

Stranded Deep, alfa sürecini başarıyla sürdüren bir oyun. Hayatta kalma oyunları içerisinde de bence güzel bir yer kazanabilir. Gelişmeye çok açık ve potansiyeli çok yüksek. Forest’ın da örneğin ilk çıktığında co-op desteği yoktu ama sonradan eklediler, Stranded Deep’e de bir co-op çok yakışır. Zaten uçakta da yeterince koltuk var. Üstelik böyle bir destek ile bir LOST da bu oyun üzerinden çeker insanlar. Çünkü yaratıcılık şimdilik Minecraft kadar sonsuz olmasa da,(ki aslında bu iki oyunu karşılaştırmak saçma ancak birşeyler yaratma-üretme deyince akla ilk gelen o) gayet gerçekçi ve gayet başarılı bir şekilde ilerliyor. Oyunda benim en beğendiğim nokta, kesinlikla arayüzde herhangi birşeyin olmaması. Tamamen bomboş bir görüş. Ne bir bar var, ne bir yazı. Saatinize bakıp gerekli kontrollerinizi yapıp, hayatınıza devam ediyor, çevrenin keyfini çıkartıyorsunuz. Hatta oyun içi ayarlardan, eşyaların isimlerini de kapatarak daha gerçekçi bir ortam sağlayabiliryorsunuz kendinize.

Henüz yorum yok.

Yorum Yapın

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

LEVELONLINE

Burası Türkiye'nin en çok satan oyun dergisi LEVEL'ın web sitesi... Site, dergiden bağımsız bir yapıya sahip. Yani site içeriği ayrı, dergi içeriği ayrı...

Her gün onlarca; haber, özel haber, inceleme ve makale yazıyoruz. Her gün güncelleniyoruz. Birçok son dakika haberi de cabası... Tüm bunları Türkiye'nin en tecrübeli oyun editörleri yapıyor.

TWITTER

Unutmak isteyeceğiniz bir deneyim vadeden 'n Verlore Verstand'ı inceledik; https://t.co/4Yq8bAtopX https://t.co/wFSEF1ufaS
Türk yapımı Korku Hastanesi, GameX’te görücüye çıktı. https://t.co/PsYgtnb0rG https://t.co/qALL0hHxDE

Flickr