Hiçbir yer orası kadar korkunç değildir. Hiçbir yer orası kadar karanlık gizemler barındırmaz. Hiç kimse oradan, oraya girdiği gibi çıkamaz. Orası, sessizliğin içindeki çığlık, insanlığın içindeki en derin korkudur. Orası, kimsenin bilmediği sırların saklandığı en şeytani yerdir. Orası, Silent Hill’dir! Kimse “Ben oradan korkmam” diyemez. Çünkü asıl güç korkmamak değil, korkmaktır!
Silent Hill’e 1999 yılında, “ilk girenler kafilesi”nde yer almışsanız, oranın adını duyduğunuzda tüylerinizin ürpermemesi mümkün değildir. İlk çıkan Silent Hill, adeta “kitle korkutma silahı” gibi piyasada dolaşarak, aşırı dozaj psikolojik gerilime maruz kalan zavallı insanların aklını yerinden oynattı. Günümüzde halen “Silent Hill” denildiği zaman sessizce yutkunup, endişeli gözlerle etrafa bakan insanlara rastlamanız mümkün. Abarttığımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Gerçek hayatta Amerika’da var olan, aynen Silent Hill’e benzeyen sisli puslu bir kasaba, amatörce videoya çekilmiş ve internette yayımlanmıştı. O videoyu izleyen onlarca insanın korkuları, video için yazdıkları yorumlardan açıkça görülebiliyordu. Kimisi evde yalnız kalamaz hale gelmiş, kimisi aylarca tuvalete bile korkarak gitmiş. “Peki, nedir Silent Hill’i bu kadar korkunç kılan?” Sizce bu sorunun cevabı bulunmuş olsa Silent Hill hala insanları korkutabilir miydi?Kim kayboldu yine?
Serinin yeni nesil oyunu Silent Hill: Homecoming’de, Alex Shepherd adında askeri eğitim almış cesur görünümlü bir karakteri yönetiyoruz. En azından bu sefer yaratıklarla cebelleşme görevi, Silent Hill 3’te olduğu gibi bir kız çocuğunun eline bırakılmamış. Alex, sağlam duruşuyla bana tıpkı ilk oyundaki Harry Mason’u hatırlattı. Daha ekranda ilk göründüğü andan itibaren oyuncuya güven veren bir yapısı var. Hatırlarsınız, Silent Hill serisinde daima aileden birileri kaybolur ve biz de oyun boyunca kaybolan yakınımızı arar dururduk. “İlk oyunda kızımız kayboldu ve kızımızın peşinden koşturduk; ikinci oyunda eşimizin peşinden koşturduk; üçüncü oyunda babamızın...” derken bu sefer de kardeşimizin peşinden koşturuyoruz. (Ben daha evvelden demiştim zaten bunlar yakında bizi amca, hala, dayı peşinden de koşturur diye.) Evet, Silent Hill’in bu son oyununda Shepherd’s Glen adlı yerde başlayan öykümüz, esrarengiz şekilde ortadan kaybolan küçük erkek kardeşimizi bulmak için bizi tekrar Silent Hill kasabasına götürecek. Alex de bu vesileyle Silent Hill ile ailesi arasındaki gizli kalmış bağları keşfedecek. Hikaye örgüsü olarak Homecoming’de aslında pek de yeni bir şey yok. Birilerinin peşinden Silent Hill’de koşmak, bu seri için artık klasikleşmiş bir kurgu. Hikayenin sunuluş biçimi ise serinin tutkunlarını memnun edecek düzeyde. Kabusla gerçeğin iç içe geçtiği, oynarken insanın kanını donduran, tüylerini ürperten, tedirginlik hissinden bir an olsun kurtulamadığınız yegane oyun serisi Silent Hill’dir ve Homecoming de bu özelliklere sahip.



Türkiye'deki FRP tutkunlarını bir araya getiren, Türkiye'nin fantastik kurgu ve FRP sitesi FRPNET'e ulaşmak için
Her hafta Pazar günü, saat 15:00'te MTV Türkiye ekranlarında yayınlanan ve LEVEL'ın basın sponsoru olduğu Multiplayer'ın internet sitesine ulaşmak için
Türkiye'deki The Sims hayranlarının bir araya geldiği ve serinin oyunları hakkında paylaşımda bulunduklarını siteye girmek için
Diablo, Starcraft, Warcraft ve World of Warcraft için Türkçe kaynak arayanlara yeni bir alternatif. BlizzTürk'e ulaşmak için
Yorumlar
Hala favorim çok da sevilmeyen Silent Hill the Room dur ve sonuna kadar savunurum kendisini...