
Crackdown’un ilkini oynamadım, elimi bile sürme fırsatım olmadı. Bu yüzden Crackdown 2’nin ilk videosunu izlediğimde, “O yeah! Sanırım sağlam bir şey geliyor.” demiştim. Ama şimdi makyaja aldanmamak gerektiğini bir kez daha anladım. Gelin size oyun piyasasının ufak bir sırrını vereyim: Kendini öven oyunu almayacaksın; çünkü büyük ihtimalle fıs, fos ve daha da çoğaltabileceğim hava efektlerini veren kalitede olacaktır. Bana göre oyuncuların heyecanla beklediği oyunlar daha çok iş yapıyor. Neyse...
Crackdown 2 nedir? Kimi yönetiriz? Oyun birinci oyundan 10 sene sonrasında geçiyor. Pacific City’ye “Freak” virüsü denen bir illet yayılmış ve insanları mutasyona uğratmış. Biz de biraz Armageddon ve biraz da Dead Rising tadında bu cümbüşün içindeki yerimizi alan bir polisiz. Ama ne polisiz! "Dünya üzerinde en orantısız gücü uygularım!" diyen polis, bizim yanımızda Teletubbie gibi kalır, o derece yani. Genetik olarak oramızla buramızla oynamışlar, dolayısıyla müthiş nişan alan, müthiş kuvvetli, müthiş atıcı, müthiş sürücü, yani harikalar yaratan bir polis olmuşuz.
Oyunda Capital City denen mekanda tek başımıza, hatta I Am Legend filmindeki ağabey gibi takılıyoruz diyebilirim. Heyhat o ağabey en azından gündüzleri rahat nefes alabiliyordu. Burada bize ne gündüz, ne gece rahat veriyorlar. Şöyle polis arabanızı kenara çekip donut yiyemiyorsunuz yani. Gündüzleri düşmanınız Cell denen terörist grubuyken, geceleri başınızın belası olarak Freak’ler ortaya çıkıyor. Ama sonuç aynı; vuruyor, vuruyor ve gene vuruyorsunuz. Hazır lafı açılmışken sizin göreviniz, çeşitli işaret noktaları koyarak Freak’lerin tamamen kökünü kazıyacak düzeneği uygulamakken, Cell denen örgütse aslında Agent’ın, yani sizin isterse bu virüsün ilacını bulabileceğinizi düşünüyor. Freak’lerin iyileştirilebileceğine inandığı için dikmeye çalıştığınız işaret noktalarını sabote etmekle uğraşıyorlar.
Oyunun genel görünüşüyse her hareketli oyununkiyle aynı: Prototype, Tomb Raider gibi desem anlaşılır. Bu yüzden çoğu kişinin içini heyecan kaplayabilir ama bazı nedenlerden dolayı oyunun türünün benzerleri kadar olamadığının altını çok kalınca çizmeliyim. Her şeyden önce fazla süperiz, fazla kuvvetliyiz, fazla hızlıyız. Yani kuvvetten kastım, arabayı yere düşen bozuk parayı kaldırır gibi kolaylıkla alıp sokağın öbür ucuna atabilmemiz diyebilirim. Çok hızlıyız; çünkü kalabalık grupların bile içinden rahatlıkla geçebiliyoruz, patlamalar ya da yaratıkların vuruşları bizi yere yıkamıyor (Tam Robocop mübarek!), etrafımız çok sıkışırsa tavşan gibi metrelerce yukarı zıplaya zıplaya kaçabiliriz. Bu da yetmezse UV Shotgun’ı kullanarak yerde daire şeklinde büyük bir güç dalgası yaratıp ne kadar gariban (E herhalde böyle, bizim yanımızda gariban kalıyorlar!) varsa etrafa fırlatabiliyoruz. İstersek tekme ve tokat ikilisini de kullanabiliyoruz fakat bu animasyonlar o kadar basit yapılmış ki sanki üzerine hiç önem gösterilmemiş gibi duruyor.

Türkiye'deki FRP tutkunlarını bir araya getiren, Türkiye'nin fantastik kurgu ve FRP sitesi FRPNET'e ulaşmak için
Blizzard Entertainment'ın şaheseri StarCraft II için ülkemizde oluşturulan Türkiye StarCraft II Ligi'nin internet sitesine ulaşmak için
Türkiye'deki The Sims hayranlarının bir araya geldiği ve serinin oyunları hakkında paylaşımda bulunduklarını siteye girmek için
Türkiye'de Fantazya'nın tanıtılması için oluşturulmuş olan, LEVEL'ın da üyesi olduğu Türk Fantazya Birliği'nin sitesine girmek için
Yorumlar
Alıntı yapılan czmc:
Çok haklısınız.