(Köşe yazısı) Şahin Derya : MAC

Geçen aylarda biraz forumları gezdim, insanların nostalji hakkında düşüncelerini anlamak için. Neredeyse 30 yıldan beri insanların kaba tabiri ile aynı yerde otladıklarını görmek üzücü. Neredeyse hiç hakim olmadıkları düşüncelere, olaylara nasıl da içinde yer almışçasına atıp tuttuklarına insan inanamıyor.

Yıllarca sır diye sakladık, ilk 89 senesinde tanıştık. Süper gıcık bir tipti. Garip uzun saçları ve garip Türkçesi ile derler ya hani, tam dayaklıktı. Patronun dediğine göre ismi Piggy idi. Ne alaka lan derken sonradan öğrendim ki Lord of The Flies‘da o rolü oynamış.

Amerika’da okumuştu, lisenin sanırım iki yılını, o dönem Amerika görmüş biri kıskanılasıydı, çünkü konserlere gitmiş, kim bilir neler yapmıştı?

Gördüğüm kadarıyla metalciydi, aferimdi. Hiç yanaşmadım yanına bir süre, acayip gıcık oluyordum. Master of Puppets’in orijinal kasetine haizdi ve onu alıp eve götürdüm, suçu Orhan’ın üstüne mi attım sonra ne, çok hatırlamıyorum. Teybinin ismi Shelly idi ve Shelly’nin kendisi ile Facebook’ta tanıştık, bir dakika sürdü, selam-selam. İlginç.

Sonra bir gün Carmen Sandiego oynarken yanıma geldi bir espri yaptı. Ulan ne espriymiş, 30 sene oldu hala adama kızamıyorum. Adamın özelliği zekası yanında bıdık kadar boyu olması yüzünden son anda alpha male’liği kaçırmış olmasıydı. Gizli toplum lideri gibi bir şeydi. Azıcık parası ile gider okuyacak dergi alır, CD alır, CD Player alır, gerekirse aç kalırdı. Elinden kitap düşmez, çok kötü sayfa yapardı, öylesine kötü sayfa yapardı ki kendini sonradan nasıl böyle geliştirebildiği beni her zaman şaşırtmıştır.

Gözleri kanayana kadar çalışırdı, aslında elit tabakadandı, babası eski konsolostu, annesi ise öğretmen. İyi bir aileden ve çevreden geldiği için çok görmüş geçirmişti. Havuza tok girilmemesi gerektiğini ondan öğrenmiştim. Hayatımı kurtaran bir bilgi değil belki ama olsun.

Bizim kutsal kitabımız Computer Video Games dergisiydi, kupkuru cehaletin ortasında o yıllarda en iyi dönemini yaşayan İngiliz oyun piyasasının ve dergiciliğinin lideriydi. Beyefendi kendi köşesini yazmaya karar verince orada bulunan YOB’un mail köşesini baz almayı seçti kanımca, hala söylemeye yanaşmayacağına eminim. İlk başlarda pek oturtamamıştı, bazı mektupları kendimiz uyduruyorduk, ana konu olarak da en sevdiğimiz macera oyunlarını esas alıyordu. Henüz TV’lerimizde milleti azarlayarak meşhur olan aptal insan tipi ortaya çıkmamıştı ama YOB bunu hep yapıyordu ve tabii bizimki de. İnsanların bu pesimist ve üstten bakar tavra olan tepkileri gerçekten ilginçti. Dergiyi ziyarete kızlar gelmişti bir keresinde tanışmalıyız onunla diye, ne yazık ki tanışamadılar ama arkalarından çok gülüp Bahadır’la eğlendiğimizi hatırlıyorum. Dergiyi en çok sattıran bu köşe olmuştu. CVG gibi dev poster de vermiştik, her şey iyiydi. Patron hariç. Murat’ın ağırlığı elbette her şeyi tek tabanca yapması, en sabırlımız olması, en çok kendini bu işe adayan ya da adamak zorunda olan olması sayesindeydi. Söyleyecek, eleştirebilecek noktaları ona saldıranların gördükleri gibi değil, çünkü ortada böyle bir nokta yok. Garip olan, hala çoğu yazısını okumadım. Dergiler de elimde olmasına rağmen, sanki saklıyorum, bilemiyorum.

Onunla çalıştım diyenlere, ona bunu öğrettim diyenlere itibar etmeyiniz. Hep solo çalıştı, hep yalnız başına o elinizde tuttuğunuz dergileri yaptı. Onunla kendini özdeşleştirmeye çalışan, mahallede misket ile dergi sahipliği dışında bir kariyeri olmayanlara, kızlarla el ele bile tutuşmayı beceremeyen böcek kişiliklere, onun yerini alabileceğini sananlara, dünyayı görmemiş, hiçbir şeyden haberi olmayan, ev ile iş arasında gitmeyi düstur edinmiş insanlara, onun kelimelerini, gördüklerinden edindiklerini kendilerine yapıştırmaya çalışanlara kanıyorsanız; insanları -gerekirse dövüşerek- ikna edip sizlere dergileri, bildiklerini, tasarımlarını, çevirilerini, esprilerini, mavralarını, kavgalarını ulaştıran bu insana hakaret ediyorsunuz demektir.

O, upuzun saçlarıyla, küpesiyle yolda bile rahatça gezemezdi. Kavga, hakaret, türlü saçmalıklarla uğraştı, yine de onun hiç değişmediğini gözlerimle gördüm. Ona zorluk çektirdiler, aç bıraktılar, arkasından hakaretler ettiler ama görüyoruz ki bu yeni halk tipimizin artık karakteristik bir özelliği, okumuş olsun olmasın, zengin olsun olmasın uzanamadığına tükürüyor insanlar. Parasını vermediler, en ucuz en adi yerlerde yaşamasına aldırmadılar, farelerin bastığı ofiste beyaz peynirini farelerden koruyarak yaşamasına göz yumdular. Ben de bazen seyirci kaldım kendi saçma sapan hayatım yüzünden. İtirafımdır. Benden intikam alsa yeridir.

Onunla dost olmak hiç deneyimlemediğim bir şeydi, bunu başka bir Türk vatandaşı ile yaşamadım. Dinamik olman gerekirdi, aklını onun yanındayken kapatamazdın; hızlı düşünmeli ve gerektiğinde o akıl sıçramasını yapabilmeliydin. Sporda berbattı, dediğim gibi. Tanrı ona gereken bedeni vermemişti herhalde Dünya’yı ele geçirmemesi için. Aslında Amerika’dayken güreşte bronz madalya almıştı ve anahtarlığında hep gezdirirdi, beni kolayca yere devirebilmesi ile övünür ve kavga itişme, kol yumruklama morartana kadar giderdi.

Hatıralarınızın mimarına kızmayınız. Ben kabullendim, onunla senelerdir ben de konuşmuyorum, böylesine zeki ve yetenekli biri kırıcı olabiliyor ama bu realiteyi değiştirmez. Sizler de bunu kabullenin ve artık bilmediklerinize, başkalarına inanmaktan vazgeçin.

İstanbul’u çok gezmişizdir, cepte para olmadığından canımızın çektiğini yapabildiğimiz azdır. Kaset peşinde, CD peşinde çok koşmuşuzdur. Kim bilir kaç konsere gitmişizdir. Belki de hakkımız kalmıştır birbirimizde. Bilmiyorum. O olmasaydı bu hatıralarımın, İstanbul’u tanımışlığımın hiçbiri olmazdı.

Benim söylediklerimin kanıtı sonradan Almanya ve İngiltere’de nasıl başarılı olduğu ile ortaya çıkmıştır. Dev şirketlerle çalıştı ve hep el üstünde tutuldu. CVG taklitçisi, iletişimi sıfır, küçük yazarları sürekli aşağılayıp döven, iten-kakan, odaya sokmayan, tasarım kazması bir adamken; kendini eğiterek, yılmayarak bu ülkeden çıkartabilmiş olmasına hayranlığım hiç bitmeyecektir. Başka örneğini görmedim çünkü. Sizler, asıl kahraman zannettiğiniz diğerlerine bakın, sonraki kariyerleri ne olmuş diye. Ne dediğimi anlayacaksınız.

O zaten Dünya vatandaşıydı, biz ise Beşiktaş’taki dergilerin hafta sonu çocukları. Ailemizden, kendi kişiliklerimizden daha iyisinin çıkma ihtimali zaten çok düşüktü. Mert Hekimci, Alex ve başka birkaç arkadaşımız da bildiğim kadarıyla daha başarılı işlere imza attılar ve iyi birer kariyerleri var. Oran düşüktür, ne yazık ki.

Beğendiğin yazarları hatırlaman, okumuş olman, esprilere gülmüş olman, hatıranın kendisine sahip olmanın hepsini ama hepsini ona borçlusun. Çeneni kapat ve şu an onun hala senden ne kadar önde gittiğini bir hayal et.

Artık her şeye ulaşmak kolay at elini dergiler, at kolunu oyunlar, beceremedin mi? Bak videolar! Sen neden bir Murat Adanç olmuyorsun? Bir dene bakalım olacak mı? Ama yapacak çok işlerin, anıların ve zamansızlığın var değil mi? Poor sob.

Hala anlatılacak şeyler var, ne garip. Kimi insanlara oranla ne kadar az kalmış hayatımda. Sizlerin hiç bilmediği bir 3D inadı vardır mesela. Amiga’da ve İmagine ile neler yaptığına, yine kendine nasıl öğrettiğine şahidim. Saatlerce, günlerce beklerdi şimdi oynadığınız oyunların en dandiğinin bir karesine benzer bir şey render edebilmek için. Scala’yı bulup kendi kendine yine en iyi kurguları yaptığını da gördüm, Volvo katalogları hazırladığını da. Ahtapot gibiydi ne bileyim. MTV’ye Ray Cookes’un programına faks gönderdiğimiz gece ve okunduğu an nasıl sevinmiştik, kasete çekip küçük animasyon göndermiştik ama tabii yine imkansızlıklar senaryosu. Hiç Gen-Lock’ımız olmadı, Karaköy’de çekilmez bir insan vardı hızlandırıcıları olan, ona bile katlanıp bir kaç iş yapmaya çalıştığını hatırlıyorum.

Pesimist falan olduğuna bakmayın, benden 10 kat daha bağlı hayata. Ya da bitmiyor inancı.

Ama artık rahat bırakın, hiç birinin önemi yok…

Şahin Derya
sicherheits@gmail.com

Henüz yorum yok.

Yorum Yapın

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

LEVELONLINE

Burası Türkiye'nin en çok satan oyun dergisi LEVEL'ın web sitesi... Site, dergiden bağımsız bir yapıya sahip. Yani site içeriği ayrı, dergi içeriği ayrı...

Her gün onlarca; haber, özel haber, inceleme ve makale yazıyoruz. Her gün güncelleniyoruz. Birçok son dakika haberi de cabası... Tüm bunları Türkiye'nin en tecrübeli oyun editörleri yapıyor.

TWITTER

Merakla beklenen ve 21 Aralık tarihinde vizyona girecek olan Bumblebee filminin özel ön gösterimine gidiyoruz. 😊 B… https://t.co/QNyQFsmcgD
PUBG'nin muhteşem basın kitini görünce ilk tepkimiz: NEDEN POSTERLER ARKALI ÖNLÜ? 🤣 #pubg https://t.co/sTEAatsJ4H

Flickr