Bir Oyuncunun Hatıra Defteri: MYTH History in the Making

Orta yaş üzeri bir oyuncuysanız, yani otuzunuzun üzerindeyseniz mesela, sürekli eski oyunların muhabbetini etmek istersiniz ama çevrenizdeki akranlarınız o işleri çoktan bırakmış oldukları için, bu heves genelde kursağınızda kalır. Ama bir de ortamını yakalarsanız… Saatler sürer, bitmez o muhabbet. Biri ortaya bir şey atar, öbürü alır onu başka bir şeye bağlar, ortama kulak misafiri olan başka biri katılır gruba ki siz onu tanımıyorsunuzdur, sonra biri daha…

Dün, LEVEL ofisinde böyle bir ortam oluştu. Kim ne attı ortaya bilmiyorum (Muhtemelen Fırat’tı o.) ama biri bir şey attı. Commodore 64 zamanlarına doğru uçurdu o muhabbet bizi. “Aaaaaa! Şu da vardı abi!” tarzı haykırışlar, “Ben onu çok oynardım!” tarzı bağlama cümleleri, derken Kürşat’ın açtığı “30 dakikada Commodore 64” tarzı bir YouTube videosu ve bütün dinozorlar pert… Fırat en son gördüğümde kaçarak uzaklaşıyordu ortamdan. Hani böyle birkaç adamı kapat bir odaya, muhtemelen günlerce çıkmazlar oradan, muhabbet uzar da uzar, bitmez, bitemez…

MYTH: History in The Making! Bu tarz muhabbetlerde ilk ortaya attığım kozdur benim ki kendisinin mazimde saygın bir yeri de vardır. Onu ilk gördüğüm zaman bir Commodore 64’üm yoktu. Liseden arkadaşlarıma gider, onlarda oyun oynardım. (Tuna ve Fırat, kulakları çınlasın.) Orada görmüştüm işte MYTH’i. Hani ilk görüşte aşk derler ya, benimkisi de öyle bir şeydi. O eve gidiş sebebim oyun oynamaktı tabii ki ama asıl sebebim MYTH’i bir kez daha görmekti. Bu aşkın yeşermesindeki en büyük neden de muhtemelen o müziktir, yani oyun yüklenirken çalan müzik. Hatta onu da aramıza alalım, sonra devam edelim. Kafa ayarlarınızı yapın ve aşağıdaki videonun play tuşuna basın hemen.

Bu midi sesler şu an biraz kulak tırmalayıcı olabilir ama o zaman benim rüyalarımda çınlayan, her melodisi hala aklımda olan, ezberden ıslıkla çalabileceğim bir destandır bu. MYTH destanını da o kadar iyi özetler ki… Sahi, hazır aklıma gelmişken bir istekte bulunayım, bakarsın tutar. Eğer bu satırları okuyan ve müzik kaydıyla falan uğraşan birileri varsa, şu melodileri şöyle gitarlı davullu bir cover haline getirsin, yalvarıyorum. Hani bunu yapsın biri, elini öpmezsem namerdim. Çok aradım ama bulamadım, yok böyle bir cover ya!

Myth’in yapımcı koltuğunda, şu anda yerinde yeller esen System 3 adlı bir firma bulunuyor. Tuhaftır, eskiden hangi oyunu çok beğensem, altından bu firma çıkardı. Hatta bu yazıyı yazmadan önce oyunun Amiga versiyonunu baştan sona gösteren bir videoya daldım, orada görüp hatırladım System 3’ü. Bu arada, annemlere zor zahmet bir Commodore 64 aldırmış olsam da (Ders çalışacağım yalanını tüm ebeveynler yer.) bir Amiga’m hiç olmadı. MYTH’in Amiga versiyonunu da hiç bilmezdim ki daha az önce izlediğim videodaki oyunu o yaşlarımda görmüş olsaydım, eminim kafayı yerdim.

Gelelim MYTH’in bende iz bırakan en büyük hikayesine… Diyorum ya, hemen hemen her gün gidiyordum o eve ve onca oyunun arasında sıra MYTH’e illa ki geliyordu. O kaset o teybe girerdi, kafa ayarı muntazam olarak yapılırdı, oyun yüklenirken yiyecek ve içecekler hazırlanırdı (Az önce dinlediğiniz müzik de çalardı tabii oyun yüklenirken.) ve sonunda o sarı saçlı ablanın “Welcome to Myth!” nidasıyla macera başlardı.

maxresdefault

MYTH’i yaklaşık bir yıl boyunca oynadık. Ama nasıl oynadık? Sadece ilk bölümünü oynadık, o kadar… Peki neden? Çünkü o ilk bölümü geçemiyorduk! Olmuyordu arkadaş, geçemiyorduk! Platformlardan oluşan yeraltı mahzeni tarzı bir yer, habire ortaya çıkan uyuz goblinler ve iskeletler, biraz sağa doğru gittiğinizde de orada duran ve hiçbir şekilde geçit vermeyen dev bir ejderha… Ne yapmak gerekiyordu o ejderhayı kesmek için, ne!? Tabii bunu öğrenebileceğiniz bir yer de yok ki sorasınız!? İskeletlerden bir şekilde bir kılıç düşüyordu, eyvallah… Goblinlerden de bir alev topu düşüyordu, ona da eyvallah… Ama ne kılıç, ne de alev topu işliyordu o ejderhaya. Bu şekilde muhtemelen bir yıl veya daha fazlası geçti ama sonuç hiç değişmedi. İlk bölümü geçemiyorduk!

Sonra bir gün, ev telefonu çaldı, Tuna arıyordu. Bu arada, bahsi geçen Tuna ve Fırat, sizin tanıdığınız Tuna ve Fırat değil, uyandırayım. Tesadüf şahane tabii, o ayrı. “Buldum lan! Geçtim bölümü!” diyordu Tuna. Oraya nasıl gittim hatırlamıyorum ama muhtemelen koşmuşumdur. Hakikaten çözmüştü adam olayı, tesadüfen de olsa çözmüştü. Olay neymiş, biliyor musunuz? İskeletlerden birinin kellesini, mahzenin dibindeki lav göletine yakın bir yerde kesiveriyorsunuz, o kelle lav göletine düşüyor, o düşünce bir şeytan çıkıyor piyasaya, şeytanı alev topunu kullanarak öldürüyorsunuz ve onun mızrağı da yere düşüveriyor. O mızrağı da ne yaptığımızı tahmin edersiniz artık… Rüyalarımızı kemiren düğüm, işte böyle çözülmüştü.

maxresdefault (1)

Bundan sonrası da ilginçtir, çorap söküğü gibi geldi. Muazzam bir oyunun devamını oynuyorduk ki o tadı ben şimdiye kadar hiçbir oyunda yaşamadım. Olympos’un eteklerinde Zeus’un askerlerini kestik. Medusa’nın kellesini uçurup üç başlı ejderhayı katlettik. Bir Viking gemisinde kıran kırana mücadele ettik. Thor’la birebir savaşıp Zeus’un şampiyonu olduk. Ordan Mısır’a geçip Firavun’un ölüm kokan tuzaklarını atlattık. Tam son bölüme geçmiştik ki…

Kaset bozuldu! Daha doğrusu bozukmuş… Nasıl küfür ettiğimi anlatamam size. Son bölüm bir türlü yüklenmiyordu! O zamanlar Commodore 64’ün perdesini kapattığı yıllar olduğu için oyunun yenisini de bulamıyorduk. Hakaret gibi ya, düşünsenize!? Neyse ki çok sonra, bir yerlerden bir kopya bulduk ve oyunu bitirip huzura kavuştuk. Commodore 64’te oyuna ait bir “son” bile yokmuş halbuki, bu da ayrı bir buruk acıdır.

Şu an bir yapımcı firmanın bu efsaneyi yeniden yaratmak için çalıştığını haber aldığımı düşünüyorum da… Ama yok ya, kalsın. Bazı şeyler yerinde güzel oluyor. Şimdi o kadar heveslenip saçma sapan bir oyunla karşılaşmak da var. Yalan yok, zamane firmaların hemen hemen hiçbirine güvenmem bu konuda. Hele ki oyun piyasasının tıkandığı ve sürekli kendini tekrar ettiği böyle bir zamanda… Yok arkadaş, kalsın. Ben bir emulatör bulur, oynarım oyunumu bir şekilde. Kirletmesinler hatıralarımı, o bana kafi…

Tekrar görüşmek üzere…

Ertekin Bayındır

Henüz yorum yok.

Yorum Yapın

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

LEVELONLINE

Burası Türkiye'nin en çok satan oyun dergisi LEVEL'ın web sitesi... Site, dergiden bağımsız bir yapıya sahip. Yani site içeriği ayrı, dergi içeriği ayrı...

Her gün onlarca; haber, özel haber, inceleme ve makale yazıyoruz. Her gün güncelleniyoruz. Birçok son dakika haberi de cabası... Tüm bunları Türkiye'nin en tecrübeli oyun editörleri yapıyor.

TWITTER

@Ghostshoot Enes "The Last Headbanger" Özdemir.
“GİST” için indirimli bilet fırsatı! https://t.co/RITvfMhvlz https://t.co/52SqTCMRzy

Flickr