İnceleme: Crusader Kings III

“Dur yavrucuğum, aman o adama saldırma, aman kızım o adamdan sana yar olmaz, yapma, bak tutturdun ısrarla vuruyorsun da o işin sonu iyiye gitmiyor” diye orta çağ oyunu mu olur arkadaş! Olursa tam olarak böyle olur. Crusader Kings’in önceki oyunları hep benim elimin altına gelip bir başkasına paslanmıştı. O yüzden önceki oyunları hep bir yerlerden okudum veya seyrettim. Ama Kürşat bunu bana tepside uzatınca ben de tüm merakımı gömeyim dedim. Bu yüzden önceki oyunda şu vardı burada bu gelmiş biri detaylara girmem mümkün değil. Onun yerine Crusader Kings III’te ne buldum size onu anlatacağım.

Öğrenmek uzun zaman alıyor

Bu oyunu aslında bir hükümdarlık simülasyon gibi düşünürseniz inanın çok rahat edersiniz. Çünkü öyle aksiyona gireyim, ona iki vurayım, bunu ağır atlılarımla ezeyim, bir Total War havası yaşayayım gibi beklentileriniz bu oyunda karşılanmaz. Burada tam bir teknik direktör gibi davranmalısınız. Hangi adam işime yarar, hangi şehrin başına kimi koysam bana dert çıkartmaz, motivasyon için adama neler versem gibi düşünceler aslında tüm oyunun merkezi. Savaş dediğiniz şey sadece sayı ve kalite bakımından üstün olan ordunun kazandığı bir küçük oyun. Ama onun bile çılgın alt detayı var. Asıl savaş ise tamamen adam idaresi üzerinden gidiyor. İdare demişken burada dönen dolaplar öyle böyle değil. Mesela sizden sonra tahta çıkacak olan oğlunuz en büyük derdiniz olabiliyor. Şöyle ki.

Olum dur yapma, Cordoba’yı sana verdim ama öyle değil!

Oyunda 867 yılında, başlayabileceğiniz dört krallık daha doğrusu aile var. İrlanda da Duke of Munster, İspanya’da (Endülüs) Duke of Toledo, İtalya’da Duke of Apulia, yine İtalya’da Duchess of Tuscany ve Bohemia’da Duke of Bohemia. Bunlardan İrlanda kolayken diğerleri orta seviyede. Oyunda en ama en zor şey etrafınızdaki ailelerin ve bölgelerin isimlerini akılda tutmak olduğundan (oyunda Türkçe dil desteği yok) en azından Araplarla daha kolay oynarım deyip Duke of Toledo’yu seçtim. Şimdi kuzeyim İspanyol, altım ve yanlarım en azından isimlerini daha kolay aklımda tutabileceğim Araplarla dolu olunca bana bir rahatlama geldi. Hemen oğlumu ve kendimi everdim ki ben ölünce tahtımı devralacak bir veledim olsun. Sonra Cordoba’yı aldım ki derebeylikten Kontluğa çıkabileyim ve böylece altımdaki adamlar beni kendileriyle eşit görmeyip bıkbıklayamasın. Hem de onlara unvan dağıtabileyim.

Zaten oyun başlangıçta herkese böyle gözüne giren bir “senin olmalı” bölgesi veriyor ki savaşmayı da göresin. Neyse orayı bastım aldım. Sonra da oğluma verdim. Lakin hiç hesaplamadığım şey oğlumun da kendi derebeyliğine sahip olduğuydu. Şimdi Kontluk benim ama toprak vasalımın. Herif tutturdu orayı da alacağım diye, başladı bana saldırmaya. Yani kendi canavarımı kendim yarattım. Hayır salakla bir de müttefikiz. Arada başkalarına da dalıyor bir de yardım istiyor. Neyse sonra karısı da onu aldattı. Çocuk vs. de yapamadılar. Arada ben iki velet peydahladım ama yaşım ilerliyor. Tam bunlar olurken ve güneydeki diğer emirler de birbirine girerken kuzeydeki İspanyollar benim bir şehrimde hak iddia etmeye başladı. Çünkü bu oyunda fetih dışında bir bahane üretmek istiyorsan o topraklarda bir şekilde hak iddia edecek bir unvanın vs. olmalı. Bunlar da orada hak iddia etmeye başladılar. Oy oy dedim derdim 10 tane zaten, oldu 11.

Seni yendim, öl artık

Savaşlar desen tam sorun. Yendiğim ordular tamamen yok olmuyorlar. Savaşı kaybetseler de kurtulanlar kaçıyor. Sonra düşman topraklarda olduklarından yavaş yavaş eriyorlar. Ama bu arada şehirlerini vs. kuşatabiliyorlar. O yüzden onları kovalaman gerekiyor. E, ordu dediğin de hava yemiyor. Onları kovalarken devamlı masraf yapıyorum. Bir yandan şehirleri berkitmem için de para gerek. Tam bunlarla uğraşırken yıllardır içten içten rüşvet yedirip artık gel bana topraklarını ver diyeceğim bilmem ne beyliğinin başındaki kayınpederim ölmesin mi? Yerine geçen oğlunun da bana sempatisi düşük. Adama yaptığım tüm yatırım işte böyle gitti!

Şunu bilin ki Crusader Kings bir detay oyunu. Tutorial size sadece temeli veriyor. Oyunu oynarken karşınıza çıkan ayrıntılara hayran oluyorsunuz. Mesela rakip beylikte hem hükümdarın hem de eşinin yüzünde şark çıbanı vardı. Bizde Yavuz Sultan Selim gibi koca bir padişahı bile götüren bu hastalığın o dönemde bir tedavisi bulunmuyordu.

Oyunda hoşuma giden bir detay ise Lifestyle kısmı oldu. Burada yönetim şeklinizdeki odaklara göre farklı perkler kazanabildiğiniz perk ağaçları bulunuyor. Sahip olduğunuz karakter özellikleri, bu perklerde bonus alarak daha hızlı ilerlemenizi sağlıyor. Ama burada bir seçim yaptıktan sonra 5 yıl o perk ağacında kalmak zorundasınız. Sonrasında değiştirebilirsiniz. Böylelikle 5 yıl savaş perklerinizi alıp sonrasında yöneticilik perklerine ulaşmaya çabalayabilirsiniz. Ya da tam tersine, yöneticilik perklerini kasıp iyi bir politik birikimden sonra savaş kısmına odaklanabilirsiniz. Bunları sıfırlamanız da mümkün ama bir bedeli var. Sıfırlayınca karakteriniz strese giriyor.

Tadına doyulmuyor ancak…

Crusader Kings III, çok iyi İngilizce bilmeden oynayamayacağınız bir oyun. Oyunda deli gibi detay var. Bir sürü alt menü, öğrenmeniz gereken unvanlar, yapabileceğiniz onlarca uzun dönemli manevra ve hesap arasında dolanıp duruyorsunuz. Karakterlerin özellik detayları, sizin gelişim ağacınız, yaptıklarınızın uzun dönemli etkileri vs. derken aslında bu oyun tam bir cadı kazanı. Tarihte işlerin nasıl yürüdüğünü size çok daha iyi kavratmasına karşın resmen Taht Oyunları romanının kendi versiyonunu yazıyorsunuz.

Şimdiye kadar oyunlarda hep aksiyona girdik. Bu oyun ise size unvanların ve dolap çevirmenin önemini öğretiyor. Eğer önceki oyunları sevdiyseniz bunu mutlaka alacaksınız. Ama ilk defa tanışacaksanız Football Manager gibi bir oyunla karşılaşacağınızı bilin.

Burak Güven Akmenek

PUAN: 84

+Kaliteli grafikler ve müzikler. Döneme ait gerçekçi ayrıntılar
-Uzun öğrenme eğrisi. Yabancı dil bilmeyenler yanaşmasın bile

Henüz yorum yok.

Yorum Yapın

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.