Bir Oyuncunun Hatıra Defteri: Final Fantasy VII

Bir oyun yazarı olma sebebim, oynadığım oyunu anlatmayı oynamaktan daha çok sevmemdir herhalde. Sebep gerçekten bu aslında ve ilginçtir, bunu daha yeni yeni fark ediyorum. Kendimi bazen oyun dünyasıyla hiç alakası olmayan birine, oynadığım bir oyunu heyecanlı heyecanlı anlatırken yakalıyorum. Ve bazen dikkat ediyorum, o alakasız insan bile bir yerden sonra pür dikkat beni dinliyor. Malum, şu zamanda oyun oynamaya hala çocuk işi gözüyle bakanlar var ve işte bu tarz biri, kazık kadar bir adamın karşısına geçip ciddi ciddi oynadığı bir oyunu anlatmasını önce acayip buluyor, sonra garip bir şekilde o da heyecanlanıyor ve o oyunu o da oynamak istiyor, merak ediyor…

Bu artık su götürmez bir gerçek olunca, LEVEL Online’da böyle bir yazı dizisi oluşturmaya karar verdim. Çoğu zaman yazdığım incelemelerde hatıralarıma ister istemez yer veriyorum zaten ama bu yazı dizisinde tamamen bu konuya odaklanmayı planlıyorum. Yaklaşık 20 yıllık bir serüven bu benim için ve içi o kadar dolu ki anlata anlata bitiremem. Eh, içerde duracağına dışarı çıksın hesabı, en azından sizinle paylaşayım ki bir işe yarasın. Hoş, ilk etapta nerden başlayacağımı bile bilemedim ama sonunda olayı akışına bırakıp aklıma gelen ilk oyunla başlamaya karar verdim.

358

Final Fantasy VII bir oyun değil, bir destandır…

Gördüğünüz gibi, başlığımız Final Fantasy VII. Peki neden Final Fantasy VII? Çünkü biliyorsunuz, oyunun bir Remake versiyonu yapılıyor ve muhtemelen 2016 yılı içerisinde aramızda olacak. Hazır olay bu kadar taze ve sıcakken, ben de kararımı bu yöne çevirdim. Bundan da önemlisi, benim bu oyuna dair bir dolu mazim var ve hala nereden başlayacağımı kestiremiyorum.

Final Fantasy efsanesiyle ilk tanışmamdır Final Fantasy VII ki ne öncesini bilirim, ne de sonrasını. (Final Fantasy IX hariç.) PSOne zamanlarına denk gelir bu dönem. O PSOne’ı da üniversite yıllarımda, ilk yatan toplu öğrenim kredimle aldığımı şu an annem duysa, muhtemelen ilk bulduğu terliği kafama doğru kavisli bir şekilde fırlatırdı. (Annemin dexterity’si çok iyidir.) O makinenin bendeki yeri o kadar büyük ki oyun mazimin büyük bir ağırlığını taşır sırtında. Final Fantasy VII’yi nerden ve nasıl edindiğimi hatırlamıyorum ama tam tamına 4 CD olduğunu hatırlıyorum. O zaman tabii yurt faslı benim için sona ermişti bile ve kendi evimdeydim. Ankara’da Eryaman’da bir öğrenci için oldukça lüks sayılabilecek bir evde kalıyordum. (Şehir merkezine uzak, dolayısıyla ucuz olduğu için, yanlış olmasın.) Böylesi bir evde kullandığım tüplü televizyonun da ilginç bir özelliği vardı: Arka kapağı komple yoktu. Final Fantasy VII’yi ilk o televizyonda görüp aşık olmuştum işte.

Benim için aylarca süren, uzun ve soluksuz bir maceraydı bu. Oynayanlar bilir, oyundaki karakterlerin isimlerini değiştirme şansınız vardı. Ben değiştirmedim hiçbirinin ismini ve birçoğunu şu an çok net hatırlıyorum. Cloud, yani Final Fantasy VII’nin baş karakteri, şu anda oyun dünyasında kült olmuş ender karakterlerden biridir mesela. O’nun biricik aşkı Aeris, çocukluk arkadaşı Tifa, kötü kulvarda tüm ihtişamıyla duran Sepiroth… Hikaye o kadar uzun ve bünyesinde o kadar çok karakter var ki bir başlarsak bitmez zira böyle bir konu ayrı ve oldukça uzun bir yazı olur.

Final-Fantasy-VII

Ben yine de konuya yabancı kalmayasınız diye hikayenin bir özetini anlatayım size: “Bundan uzun yıllar önce CETRA adı verilen kutsal bir ırk, uzun bir yolculuğun ardından dünyaya adım atar. Asırlar sonra insanların ANCIENTS adını verdiği Cetra’ların bir kısmı, bu yeni diyarı severek burada kalırlar ve yavaş yavaş insanlaşmaya başlarlar. Bir zaman sonra, JENOVA adında kötü güçlü bir yaratık düşer dünyaya ve Northern Crater olarak anılan büyük bir krater oluşturur dünyada. Ancient’ların bir kısmı, Jenova’nın yaydığı hastalıktan etkilenir ve onun tarafına geçer. Dünyada böylece bir kıyım başlar ve iyi tarafta kalan birkaç Ancient, Jenova’yı alt ederek Northern Crater’a hapseder. Dünya, bundan sonrasında yaşam enerjisini kullanarak kendini tedavi edecektir ama o yara, asla tam olarak iyileşmeyecektir.”

Final Fantasy VII destanının köküdür bu ve oyunun bütün hikayesi, bu temel üzerine kuruludur. Az önce de bahsetmiştim, 4 CD halinde sürekli büyüyen ve kuvvetlenen bir tarzı vardır. Herşey Cloud’un Midgar’a adım atmasıyla başlar ve bir destan halini alır. Aslında düşündüm de, anlatmak yerine izleteyim ben size bu açılışı. Aşağıdaki videoyu önce bir izleyin, sonra devam edelim…

Bu sahneden sonra öyle şeyler oluyor ve olan herşey öyle bir dallanıp budaklanıyor ki o zamanın imkanlarını hesaba katarsanız, bunların olabileceğine inanamazsınız. Final Fantasy VII, o zaman benzerine zor rastlayacağınız Open-World kategorisinde bir oyundu. Muhtemelen JRPG tarzı diyebileceğimiz bir efsaneydi ki az önce gördüğünüz grafik kalitesi, o zaman rastlayabileceğiniz en sağlam grafik kalitesiydi. Oyunun müzikleri “midi” formatındaydı ama her melodisi insanın içine işliyordu. Ne sahneler gördüm, ne diyarlar dolaştım, nelerle karşılaştım, anlatamam. Diyorum ya, aylarca sürdü bu serüven. Her CD’nin bitişinde ve ekrandaki “Bir sonraki CD’yi takın.” yazısını görüşümde derin bir nefes aldım ve serüvenim kaldığı yerden devam etti. O devasa haritanın her köşesine, her bucağına gittim. En nadir Chocobo’ların peşine düştüm, en bulunmayacak Summon’ların izini kovaladım. Ne dostlar tanıdım, ne düşmanlar edindim, ne yiğitlikler gördüm, ne hüzünler yaşadım…

Hazin son…

Ve sonunda ne oldu biliyor musunuz? Başıma gelen en kötü felaketlerden biridir bu. Oyunun dördücü CD’sinde finale doğru adım adım yaklaşırken, yazılımsal olduğunu sandığım bir hata yüzünden oyun tıkandı. Junon Harbor’da, oranın en korkutucu simgesi olan Junon Canon’u ateşlemem gerekiyordu ama ateşleyemiyordum. “Lan acaba bir şeyi eksik mi yapıyorum!?” diye muhtemelen aylarca uğraştım. Geri döndüm, aradım, taradım, olmadı… En sonunda üşenmeyip oyuna baştan başladım ama oraya vardığımda sonuç yine aynıydı. İşin kötü tarafı, oyunun yeni bir kopyasını da bulamadım. Herşey benim için orada bitmişti. Final Fantasy VII efsanesinin sonunu görememiştim.

fqGRCts

E3 2015’te duyurulan Final Fantasy VII Remake, belki de sırf bu yüzden, en çok beni heyecanlandırdı. Hala bu müthiş hikayenin sonunda ne olduğunu bilmiyorum ve Final Fantasy VII Remake’le birlikte hem hayatımın en büyük efsanelerinden birini yeniden yaşayacağım, hem de hayatımın en büyük eksiklerinden biri tamamlanmış olacak. An itibariyle tek dileğim, Square Enix’in bu büyük efsaneyi mekaniklerine dokunmadan, fazla mıncıklamadan, sadece görsel yanını değiştirerek bize vermesidir. Olası bir iptal haberi de Square Enix’i bizzat bombalama sebebim olacaktır. Bunca yıldan sonra ve bu kadar heveslendikten sonra buna gerçekten katlanamam.

Tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın…

Ertekin Bayındır

2 Yorum Eklenmiş

Tartışmaya katıl
  1. LuBu 1 year ago | Cevapla
    Güzel yazı tebrik ederim.
  2. İsmail Trz 11 months ago | Cevapla
    Ben hiç final fantasy oynamadım fakat 2005 deki final fantasy VII nin filmini izleyince aşırı hayran kaldım ve araştırmaya başladım fakat tam olarak bütün hikayeyi bulamadım. Cloud , Zack , Vincent , Genesis , Angeal ve Sephiroth en sevdiğim karakterler fakat aralarında ki bağı tam olarak çözemedim. Bu karakterlerin bulunduğu hikayeyi ki sanırım FF VII oluyor , aralarında bulunan ilişkiyi tam olarak anlatır mısınız ? Tam olarak nasıl başladı ve nasıl bitiyor ?

Yorum Yapın

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

LEVELONLINE

Burası Türkiye'nin en çok satan oyun dergisi LEVEL'ın web sitesi... Site, dergiden bağımsız bir yapıya sahip. Yani site içeriği ayrı, dergi içeriği ayrı...

Her gün onlarca; haber, özel haber, inceleme ve makale yazıyoruz. Her gün güncelleniyoruz. Birçok son dakika haberi de cabası... Tüm bunları Türkiye'nin en tecrübeli oyun editörleri yapıyor.

TWITTER

Xbox One X, Dünya ile aynı anda Türkiye’de! https://t.co/rIxpcQK05D https://t.co/YEVXq5qO9l
Eski günlerden kalma yapısı ve ilginç konsepti ile dikkat çeken bir yapım olan Press X to Not Die'ı inceledik.… https://t.co/KtniBKC7vh

Flickr