Bir Oyuncunun Hatıra Defteri: Resident Evil 2

Bu aralar Resident Evil oynuyorum ama şu yeni olanını, hani cillop gibi olan… Sağolsun, o eski tadı yaşatıyor bana bu aralar. Ama bir Resident Evil 2 vardır ki apayrıdır. Serinin en güzel oyunu da odur bana kalırsa ki birçok kişiye göre de böyle sanırım. Hani olayımız da hatıra ya, bir dökmeye başladım, döküldükçe dökülüyor. Resident Evil 2’nin de bu döküntüde yeri var tabii ki. PlayStation’la ilk karşılaşma anımda gördüğüm oyundur kendisi. Nasıl olduğunu merak ederseniz, şöyle oldu…

O zamanki oyun dünyası, bizi lisede dersten kaçırıp atari salonu dediğimiz yerlere doluşturduğuna göre yeterince başarılıymış. Atari salonu formatının da şöyle güzel bir yanı var, kaynaşma ortamıdır tam anlamıyla. Hani şimdilerde genelde yalnız oyun oynuyoruz ya, o zamanlarda en azından “Gamer” dediğimiz kitleyi bir araya toplardı bu salonlar. Bir oyunu tek başına oynamak, haliyle lükstü. Bir oyunu bir jetondan fazla oynayamamak gibi bir mevzu da vardı mesela ki zaten cebinizdeki en fazla üç jetonla orada akşamı edebilirsiniz.

resident-evil-claire-chris

Şimdi ismini hatırlayamadım (Affetsin…) ama bu ortamdan bir arkadaşım, PlayStation diye bir aletten bahsetti. Dediğine göre atari salonu kalitesinde bir oyunu, evde makineyi televizyona bağlayıp oynayabiliyormuşuz… Hadi lan, yer mi anadolu çocuğu? Herif hakikaten inanmadığımı sezdi tabii, yürü dedi gidiyoruz! Elemanın akrabasıydı o gittiğimiz yer ama onun da ismini hatırlamıyorum. (Etti iki.) Ama tabii ortamda bir de PlayStation vardı, başka hiçbir şeyi hatırlamamam çok normal. Sonradan PSOne dediğimiz makineydi o işte. Ekranda da tahmin edin hangi oyun vardı?

Resident Evil 2 öyle bir çığır zıplamasına yol açmıştı ki bende, anlatamam. Hani “Dibi düştü!” derler ya, o hesap… O nasıl bir oyundu arkadaş, böyle oyun mu olur lan?! Öyle ağzım açık seyrederken bir yandan oyunun muhabbetleri dönüyor ve biri Memory Card diye birşeyden bahsediyor. “O nedir?” diye soruyorum ve biri cevap veriyor: “Oyunu kaydetmeye yarıyor.” Eee diyorum, şart tabii… Belli ki epey uzun bir senaryo var, öyle bir çırpıda bitmez. Sonra yavaş yavaş ortamda bir Memory Card olmadığına varıyor konu. Nasıl ya, ölürsek n’olacak? En baştan başlanacak…

2438457-resident+evil+2+-+marvin+brangah

Şimdi düşününce o halde epey bir yol almışız biz. Takıldığımız yer de o meşhur timsah sahnesidir hatta. Bilmeyenler için betimleyeyim biraz… Oyunun bir bölümünde, dev bir timsahla kapışıyoruz. Dev dediğim şöyle, kocaman bir kanalizasyon tüneli düşünün, hani şu bizde olmayanlardan… O tünele ancak sığıyordu o hayvan. Paldır küldür üstünüze doğru geliyor, siz de çaresizce mermi saydırıyorsunuz ama o tünelin bir sonu var tabii… Tünel sona erene kadar olayı çözdünüz, çözdünüz… Biz çözemedik işte, olmadı. O gün orayı geçemedik, sağlık oldu ama benim de elemana iyi bir tavsiyem oldu: “Abi, sen en iyisi git bir Memory Card al.”

Bundan birkaç yıl sonra, üniversiteyi kazandığım ilk yıl, toplu yatan öğrenim kredime kıyarak bir PSOne aldım. İlk oyun olarak da hangi oyun? Bildiniz işte… Bu tarafta da şöyle keskin bir detay var, ben yurtta kalıyordum ve oradaki tek televizyon da televizyon salonunda olandı. Tabii ona da çözüm bulduk, gece kimse televizyon izlemiyorken gidip bağlıyorduk makineyi, sabahlar olmasın… O televizyon salonunda bitti işte o oyun. O timsah sahnesini de orada geçtim, Leon Kennedy’nin oyun sonunu da ilk orada gördüm. Hatta ilk birkaç günden sonra belirli bir seyirci kitlesi bile edinmiştim, onlarla birlikte gördük o sonu hatta. Adamlar bildiğin televizyon salonuna gelip beni izliyorlardı. Hatta sık sık oyuna müdahale de ediyorlardı: “Hocam şurdan git, hocam şu kapıya bakmadın!” gibisinden…

Claire_6

Bir dönem sonra, benim olay o kadar popüler oldu ki beni odadan çağırmaya başlamışlardı “Hocam bugün gelmeyecek misin?” diye… Bazı geceler NBA maçları var diye gitmezdik sadece, hani adamlar biraz da televizyon seyredebilsin hesabı. Hatta bir gün, gidelim oynayalım deyip aktık yine televizyon salonuna. İçeri bir girdik, silme adam dolu içerisi. Neyse, sonra geliriz diye tam geri dönerken, üç beş adam seslendi ordan: “Gel hocam ya, bi’şey yok zaten televizyonda.” Adamlar beni bekliyor abi, televizyon bahane! Bazı sabahlar bana selam verenler olurdu, tanımazdım ama selam verirdim karşılığında. Nerden olacak, televizyon salonundan! Bir yerden sonra alıştım buna da ki çoğuyla da kanka oluvermiştik zaten. “Gamer” dediğin, birbirini yakalar hocam!

Yer: Ankara / Hacettepe Üniversitesi / Beytepe Kampüsü

Ertekin Bayındır

Henüz yorum yok.

Yorum Yapın

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

LEVELONLINE

Burası Türkiye'nin en çok satan oyun dergisi LEVEL'ın web sitesi... Site, dergiden bağımsız bir yapıya sahip. Yani site içeriği ayrı, dergi içeriği ayrı...

Her gün onlarca; haber, özel haber, inceleme ve makale yazıyoruz. Her gün güncelleniyoruz. Birçok son dakika haberi de cabası... Tüm bunları Türkiye'nin en tecrübeli oyun editörleri yapıyor.

TWITTER

Xbox One X, Dünya ile aynı anda Türkiye’de! https://t.co/rIxpcQK05D https://t.co/YEVXq5qO9l
Eski günlerden kalma yapısı ve ilginç konsepti ile dikkat çeken bir yapım olan Press X to Not Die'ı inceledik.… https://t.co/KtniBKC7vh

Flickr